NEVŞEHİRLİ DAMAT İBRAHİM PAŞA (1660-1730)
Enderun-u Hümayun’da, yani Osmanlı Saray Üniversitesi’nde yetişen sadrazamların on üçüncüsü ve Osmanlı sadrazamlarının yüz otuzuncusudur. İzdin (Zeytin) Beyi Ali Ağa’nın oğlu olan İbrahim Paşa, Ürgüp kazasına bağlı Muşkara (bugünkü Nevşehir kenti)’da doğdu. Çocuk denecek yaşta İstanbul'a giderek Osmanlı sarayı hizmetine girdi. Çeşitli eğitim ve görevler ifa ederken gösterdiği üstün nitelik ve başarılardan dolayı hızla yükseldi. 1716'da katıldığı Petervaradin Savaşı'nda Sadrazam Silahtar Ali Paşa'nın şe¬hit düşmesiyle dağılmaya yüz tutan ordu¬yu kısa sürede toparlaması üzerine büyük itibar kazanarak vezirliğe yükseldi ve Sultan III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan'la evlenip Osmanlı ailesine damat oldu .
Avusturya'ya karşı sürdürülen savaşta uğranılan başarısızlık üzerine Sultan III. Ahmet, İbrahim Paşa'yı 1718'de sadrazamlığa getirdi. İbrahim Paşa ordunun durumunu ve savaş yeteneğindeki sıkıntılarını bildiğinden hemen Pasarofça Antlaşması'nı imzalayarak sa¬vaşı sona erdirdi. Zira II.Viyana Bozgunu’ndan beri batı karşısında girilen her savaş başarısızlıkla sonuçlanıyor ve hızla toprak kaybediliyordu. İbrahim Paşa batının artık Osmanlı üzerinde sosyal ve teknik üstünlük sağladığı gerçeğini kavramış batı ile yürütülecek rekabetin ancak Osmanlı Devleti ve toplumunun aydınlanıp kalkınmasıyla mümkün olabileceğini idrak edip bunu sağlayacak yeniliklere yönelmiş ve hedefine varabilmek amacıyla mümkün olduğunca savaştan uzak durmuştur. Osmanlı tarihinde yenilikçi sadrazam tipi¬nin ilklerinden olan Damat İbrahim Paşa bu bağlamda çeşitli alanlarda üretim yapacak otuzun üstünde fabrika kurmuş ve matbaanın getirilmesine öncülük ederek Osmanlı toplumunun aydınlanma çağını ıskalamamasını hedeflemiştir.
Zevcesi Fatıma Sultan’la beraber İstanbul'da Şehzade Camii yakınında dershane (Darülhadis), talebeye mahsus odalar, sebil ve kütüphane ile İstanbul'un muhtelif yerlerinde çeşme, sebil ve mesire yerleri yaptırmıştır. İstanbul'da kitap satan esnafta bulunan nadide kitapların, ucuz fiyatla satın alınarak Avrupa'ya gönderildiğini öğrenen İbrahim Paşa, bu eserlerin yurtdışına çıkışını yasaklayıp kütüphaneler tesis etmiştir. Ayrıca İstanbul'da bir çini fabrikası ve çuha fabrikasının yanında Hatayi ismi verilen kumaş fabrikasının tesisi, İbrahim Paşa'nın gayret ve çalışmalarıyla olmuştur. İbrahim Paşanın bu imar hareketleri ve daha sonra Avrupalılar tarafından örnek alınacak park ve bahçe düzenlemeleri ile buna paralel olarak gelişen estetik yaşam biçimi bu devrin sonradan ‘ Lale Devri’ olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Bunlardan başka doğum yeri olan Muşkara köyüne iki cami, bir medrese ve medrese talebesiyle fakir halk için imaret yaptırarak burada göçebe aşiretleri iskan edip kaza durumuna getir¬miş, ve şehre Nevşehir adını da o vermiştir. Yani yaşadığımız şehrin kurucusu O’dur.
İbrahim Paşa devlet işlerine vakıf, düşünceli, mutedil, kabiliyetli, kadirşinas bir devlet adamıydı. Padişahın teveccühünü (sevgi ve yakınlık) kazanmakla ve bütün işleri eline almakla şımarmamış, kendisine fenalık yapanlara dahi iyilikte bulunmuştur.
Özet olarak çökmekte olan toplumunu yeni bir dirilişe yönlendirmeye çalışan bu değerli devlet adamı 1730 yılında iç ve dış işbirlikçilerin de desteği ile gerçekleştirilen Patrona Halil İsyanı sonucunda alçakça katledilmiş ve kendisini katleden hain kafa, O’nu tarihe “zevk ve sefa düşkünü haris bir karakter” gibi tanıtarak daha acı biçimde yeniden katletmiştir. Bu etkiyle biz kendisine soğuk yaklaşsak da gerçek şudur ki onu takip eden yıllarda hiçbir gayret sonucu değiştirememiş, XVI. asırda dünyanın tartışılmaz efendisi olan devlet ve milletimiz hazin bir yok oluşa gitmiş ve sonuçta istiklalini kurtarmak için varlık-yokluk mücadelesi vermek zorunda kalmıştır. Ancak bugün bile bu gerçeği görüp ders çıkardığımız söylenemez.
Şimdi bize düşen bugüne kadar kendisini iyi anlayıp kadrini bilemediğimiz hemşehrimiz Nevşehir’imizin kurucusu bu aziz şehide vefa borcumuzu bundan sonra en iyi şekilde ödemek; ideal ve emanetlerine ona layık biçimde sahip çıkmaktır.
İşte bu düşüncelerle Nevşehir Emniyet Müdürlüğü, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın kesin olmayan doğum tarihini 09 Nisan 1660 olarak kabul ederek her yıl Polis Haftası’nda bu aziz insanın hatırasını saygı ile anmayı kararlaştırmıştır.
Saygılarımızla.
Dr. Ömer GURULKAN
Nevşehir İl Emniyet Müdürü
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (1660-1730)
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Sultan III. Ahmet saltanatında, 9 Nisan 1718 - 1 Ekim 1730 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış ve ismi Lale Devri ve Nevşehir ile özdeşleşmiş ünlü Osmanlı devlet adamıdır.
Enderun-i Hümayundan, yani Osmanlı saray üniversitesinden yetişen sadrazamların on üçüncüsü ve Osmanlı sadrazamlarının yüz otuzuncusudur. İzdin (Zeytin) Voyvodası Ali Ağanın oğlu olan İbrahim Paşa, Nevşehir'de dünyaya geldi. İş bulmak için İstanbul'a gelmiş ve Eski Saray masraf katibi Mustafa Efendinin delaletiyle (tavsiyesiyle) 1689'da sarayın helvacı ocağına, daha sonra eski saray baltacıları ocağına kaydolmuştur. İbrahim Efendi hizmetleri ile zamanla yükselip Darüssaade ağasının yazıcı halifesi olarak Padişahın bulunduğu Edirne'ye gitti. Şehzade Ahmet'in padişah olmasından sonra 1703'te Darüssaade ağası yazıcılığına tayin edildi. Bu vazifedeyken padişahın itimat ve teveccühünü kazandı. Ancak Sadrazam olan Çorlulu Ali Paşa onu Edirne'ye gönderdi.
1715'te Mora Seferine çıkan Veziriazam Silahdar Damat Ali Paşa, İbrahim Efendi'yi mevkufatçılıkla beraberinde götürdü. Buranın alınmasından sonra da tahrir (katiplik) işi ile vazifelendirildi.
İbrahim Efendi, 1716 yılında Avusturyalılarla yapılan Petervaradin muharebesi'nde bulundu. Mağlubiyetten sonra vaziyeti Padişaha arz etmek üzere bir arıza ile ordu tarafından Edirne'ye gönderildi. III. Ahmet çok güvendiği İbrahim Efendi'yi geri göndermeyerek birinci ruznameci yaptı. Birkaç gün sonra da 3 Ekim 1716'da sadaret kaymakamlığına tayin etti.
İbrahim Paşa, 1717'de şehit Silahdar Damat Ali Paşa'nın ölümüyle dul kalmış bulunan III. Ahmet'in kızı Fatma Sultanla nikahlanarak Damat oldu. İbrahim Paşanın teşebbüsleri sayesinde Avusturyalılarla barış yapılmasının kararlaştırılmasından sonra, 1718'de veziriazamlığa getirilerek Avusturya ile Pasarofça Antlaşması'nı imzaladı. Aynı yıl Venediklilerle de barış yapıldı.
İbrahim Paşanın on üç yıl süren sadrazamlığı zamanında İran ile bir kez savaş yapıldı. Ancak oluşturulan genel barış ortamında devlet bir huzur dönemine girmiştir.
Lale, Çırağan, Sadabad ve diğer mesirelerde, helva sohbetleri düzenlenmesi de bu dönemde oldu. Bunun yanı sıra ilk matbaanın tesisi ve sanayi müesseselerinin kurulması onun gayretleri ile gerçekleşti. İbrahim Paşa, Eylül 1730'da meydana gelen Patrona Halil İsyanı sırasında Sultan III.Ahmet'in heetiyle birlikte vardığı karar uyarınca öldürülerek cesedi isyancılara teslim edildi.
Devlet işlerine vakıf, düşünceli, mutedil, kadirşinas, kabiliyetli insanların kadrini bilen bir devlet adamıydı. Padişahın teveccühünü (sevgi ve yakınlık) kazanmakla ve bütün işleri eline almakla şımarmamış, kendisine fenalık yapanlara dahi iyilikte bulunmuştur. Bilinmeyen yönlerinden biri Melami olmasıdır.
Damat İbrahim Paşa'nın hayır eserleri oldukça fazladır. Bunların başında, zevcesi Fatıma Sultanla beraber İstanbul'da Şehzade Camii yakınında yaptırdıkları dershane (Darülhadis), talebeye mahsus odalar, sebil, kütüphane gelir. İstanbul'un muhtelif yerlerinde çeşme, sebil ve mesire yerleri yaptırmıştır. Ayrıca doğum yeri olan ve o tarihte Niğde'ye bağlı olan Muşkara köyünü, başka yerlerden ahaliyi getirip, aşiretleri iskan ile burayı kaza yaptı ve kasabayı sur ile genişletti. Muşkara adını kaldırıp Nevşehir diye adlandırdığı bu yerde iki cami, bir medrese ve medrese talebesiyle fakir halk için imaret yaptırdı.
İstanbul'da kitap satan esnafta bulunan nadide kitapların, ucuz fiyatla satın alınarak Avrupa'ya gönderildiğini öğrenen İbrahim Paşa, bu eserlerin yurtdışına çıkışını yasaklayıp kütüphaneler tesis etti. Ayrıca İstanbul'da bir çini fabrikası ve çuha fabrikasının yanında Hatayi ismi verilen kumaş fabrikasının tesisi, İbrahim Paşa'nın gayret ve çalışmalarıyla olmuştur. Lale Devri ile başlayan park ve bahçelik de bu gayretli sadrazam sayesinde gerçekleşti. Ancak 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile yakılıp yıkılan bu bahçelerin benzerleri daha sonra Avrupa'da görüldü.
|